7 ay önce | Okunma Sayısı : 493
Fatih Onur Demir
Bakanların değişmesi, uyuşturucu kullanan ünlüler, transferde akıl almaz rakamlar harcayan futbol kulüpleri, belediye başkanlarının parti değiştirme hevesleri, Meclis’in adeta bir boks ringine çevrilmesi, kötü ekonomik politikalar nedeniyle halkın malı olan köprüleri satma girişimleri, devletin el koyduğu firmalar…
Gündem bu kadar kalabalıkken sorulması gereken asıl soru şudur: Hangisi gerçekten hayati öneme sahip?
Hiçbiri, MAPEG’in (Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü) 07.02.2026 tarihli ve 33161 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 317 numaralı ihalesi kadar tüm halkın yaşamını doğrudan ve uzun vadede olumsuz etkileyecek nitelikte değildir.
Bu ihaleyle tam 554 maden sahası, maden şirketlerinin kullanımına açılmıştır.
59 ilde toplam 54.746 hektarlık alan (yaklaşık 76.675 futbol sahası) ihale edilmiştir.
Üstelik ihale ilanlarında, ÇED mevzuatından kaçınmak amacıyla alanların küçük parçalara bölündüğü, işletme aşamasında ise bu alanların genişletildiği bilinmektedir. Bu “arka kapı” yöntemleri dikkate alındığında, açıklanan rakamların gerçek işletme alanlarını yansıtmadığı açıktır.
54.746 Hektar Ne Demektir?
Bu alan 547 km²’ye karşılık gelmektedir.
Bu alan şu 5 Avrupa ülkesinin toplam yüzölçümünden bile yaklaşık 7 km² geniştir:
Malta (316 km²)
Lihtenştayn (160 km²)
San Marino (61 km²)
Monako (2,02 km²)
Vatikan (0,49 km²)
Artvin’in toplam yüzölçümü 7.436 km²’dir. İhaleye açılan alan, Artvin’in yaklaşık 13,6’da biri kadardır. Bu alan Arhavi (314 km²) + Hopa (289 km²) toplamına yakın, Murgul’dan (406 km²) ise daha büyüktür.
317 numaralı ihale kapsamında Artvin’de toplam 23.625,9 hektar alan ihaleye çıkarılmıştır:
Borçka: 5.949,78 ha
Şavşat: 2.228,23 ha
Ardanuç: 1.880,85 ha
Yusufeli: 3.792,89 ha
Merkez: 9.774,15 ha
Bu sahaların neredeyse tamamı IV. Grup (metalik madenler) kapsamındadır.
Benzer şekilde Rize’de Çayeli ve Ardeşen ilçelerinde de IV. Grup maden sahaları ihale edilmiştir.
2025 Temmuz’unda Meclis’ten geçirilen Maden Yasası değişiklikleri, ulusal ve uluslararası maden şirketlerinin talepleri doğrultusunda hazırlanmıştır. Bu yasa taslağının hazırlanmasında, şirketlerle açık işbirliği içindeki milletvekillerinin gösterdiği “olağanüstü çaba” dikkate alındığında, 317 numaralı ihale ülkenin sistematik biçimde talan edildiğinin açık bir göstergesidir.
Madenlerden elde edilen gelirler yandaş ve yabancı firmaların cirolarına yazılırken, ülkeye kalan katma değer kapitülasyonlar döneminin bile gerisine düşmüştür.
Ame en kritik mesele ekonomik kayıp değil, kar marjını arttırmak için uygulanan yöntemlerin doğaya ve insan sağlığına verdiği geri dönülmez zararlardır.
“Maden sahaları bize uzak” düşüncesi bir yanılgıdır. Bu sahalardan yayılan zehirli tozlar,
sulara karışarak içme suyuna, o sularla sulanan sebze ve meyvelere, hayvanlara ve dolayısıyla tüm topluma ulaşmaktadır.
Toprağa karışan zehir, ülkenin dört bir yanında insan bedenine girmeye devam edecek, kanser vakaları kaçınılmaz biçimde artacaktır. Hiçbir maddi kazanç, kaybedilen sağlığı geri getiremez.
Bu durum, sadece bugünü değil, doğmamış çocuklarımızın sağlığını ve geleceğini de tehdit etmektedir.
Siyasi partiler bu konuyu ülkenin en hayati meselesi olarak ele almadıkça, halk topyekûn tepki göstermedikçe, siyasi iktidarın bu vahşi sömürü düzenini durdurmak mümkün olmayacaktır.